Türkiye'nin En güncel Haber Portalı, Son Haberler. 08 Ocak 2009 Perşembe 06:12

 Güncel Haber
   www.guncel-haber.com - güncel haber sitesi
 
Güncel Haber Ana Sayfa  -  Hakkımızda - İletişim

Denizli Derbiyi Hediye Etti!
   Son Dakika  |  Güncel |  Politika | Dünya | Ekonomi | Spor | Teknoloji | Kültür-Sanat | Yaşam | Magazin |

Denizli Derbiyi Hediye Etti!

8sutun - 02.12.2008 13:18

Ntv'deki 90 Dakika Programında Açıklamalarda Bulunan Hıncal Uluç Haberleri ">Hıncal Uluç, Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli'nin Geçtiğimiz Hafta Sonu Yapılan Derbi Maçı Fenerbahçe'ye Hediye Ettiğini Söyledi.

Haber detayı için tıklayın



Mustafa Denizli
Mustafa Denizli Kişisel Bilgiler Doğum tarihi: 10 Kasım 1949 Doğum yeri: İzmir Türkiye Mevkii: Forvet Altyapı Kariyeri 1959-1965 Altay Milli Takım Kariyeri 1973-1984 Türk Milli Takımı 31 Çalıştırdığı Takımlar 1987-89
1989-90
1990-94
1994-96
1996-2000
2000-2001
2003-2004
2004-2006
2006-2007 Galatasaray,Türk Milli Takımı
Alemannia Aachen
Galatasaray
Kocaelispor
Türk Milli Takımı
Fenerbahçe
Vestel Manisaspor
Pas
Persapolis

Mustafa Denizli (10 Kasım 1949, İzmir ), Türk eski milli futbolcu ve teknik direktör.

1949 yılında İzmir'in Çeşme ilçesinde doğdu. İzmir'de Altay kulübünde 18 sene aralıksız top oynamıştır. Türkiye Süper Ligi'nin gelmiş geçmiş en iyi sol ayaklı futbolcularından birisidir.1980 yılında 12 gol ile ligin en çok gol atan oyuncusu olmuştur. Altay'da frikikten ve özellikle kornerden attığı gollerle büyük ün yaptı.Altay'da Büyük Mustafa olarak nam salmıştır. İstanbul kulüplerinin transfer tekliflerini İzmir'den ayrılmamak için daima geri çevidi, 1983'te, futbol hayatının son yıllarında fikir değiştirerek Galatasaray'a transfer oldu. 33 kez Türk Milli Futbol Takımı'nda oynamıştır. 1983-1984 sezonunun sonunda futbolculuğu bırakmıştır.

Alman Jupp Derwall'ın yanında 3 sene Galatasaray'da yardımcı antrenörlük yaptı. 1987 yılında Galatasaray teknik direktörü olmuş ve aynı yıl lig şampiyonu yapmıştır. Aynı sezon milli takımlar teknik direktörü olarak atanmıştır. 1988-1989 sezonunda takımına Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final oynatmıştır.

1989-1990 sezonunda , Denizli Almanya ikinci lig takımlarından Alemannia Aachen ile çalışmış. Bir sezon sonra Türkiye'ye geri dönmüş ve tekrar Galatasaray'ın başına geçmiştir. Takım 1990-1991 sezonunda Türkiye Kupası kazanmış ve 1991-92'de Kupa Galipleri Kupası'nda çeyrek final oynamıştır. 1994 ile 1996 yılları arasında Kocaelispor'u çalıştırmış ve daha sonra ikinci kez 2000 yılına kadar milli takımın başında bulunmuştur. 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda, Türk Milli takımına ülke tarihinde ilk kez çeyrek final oynatmıştır. Fenerbahçe'yi 5 yıl aradan sonra 2000-2001 sezonunda lig şampiyonu yapan ilk ve tek Türk teknik direktördür. 2 sene sonra Vestel Manisaspor'a geçmiştir. 2004 yılında, Denizli İran'ın Pas takımını çalıştırmaya başlamıştır. İki kız çocuğu vardır.Beşiktaş taraftarıdır,ancak Beşiktaş'ta futbolculuk veya teknik direktörlük yapma fırsatı bulamamıştır.

Takım Ülke Başlangıç tarihi Bitiş tarihi Başarı M G B M Başarı % Türkiye 1987 1987 4 0 1 3 0.00 Galatasaray 1987 1989 92 55 21 16 59.78 Alemannia Aachen Almanya 1989 1990 15 5 1 9 33.33 Galatasaray 1990 1992 72 44 13 15 61.11 Kocaelispor 1994 1996 81 34 23 24 41.97 Türkiye 1996 2000 22 10 7 5 45.45 Fenerbahçe 2000 2001 66 40 8 18 60.60 Vestel Manisaspor 2003 2004 37 20 7 10 54.05 Pas İran 2005 2006 51 26 17 8 50.98 Persepolis İran 2006 2007 30 14 11 5 46.66 Toplam Kariyeri 610 320 141 149 52.45 Önce gelen
Özer Umdu Türkiye Süper Ligi Gol Kralı
1979-1980 Sonra gelen
Bora Öztürk
Hıncal Uluç
Hıncal UluçHıncal Uluç
Hıncal Uluç, 1 Kasım 1939'da Kilis'te dünyaya gelir. Hıncal, üç yaşına kadar anneanne ve teyzesi tarafından büyütülür. Sebebi ise subay olan babasının o doğduğunda İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman tanklarının manevra yaptığı Bulgar sınırında görevli olmasıdır. Sonrasında Fuat Uluç Çaldıran'a tayin olduğunda küçük Hıncal da ailesine kavuşur. Ardından tayinler durmaksızın gerçekleşecektir. Van'da o meşhur Van zelzelesini yaşar Uluç ailesi. Daha sonra gidilen Bandırma'da Hıncal da ilkokula başlar. İki ayrı okulda ilk üç sınıfı okur. Bandırma'dan sonra 1950'de tekrar Kilis'e (Hıncal ilkokulu burada Kemaliye İlkokulu'nda bitirir) tayin olur Fuat Uluç.

1952'de Antakya, 1955'te de Ankara (Ortaokula Antakya'da başlayan Hıncal, geri kalan eğitimini de Ankara Kurtuluş Lisesi'nde tamamlar) vardır sırada. Çok mutlu bir ailede büyüyen Hıncal Uluç, 1980'e kadar burada kalacaktır. Annesi doktor, babası mühendis olmasını isterken Uluç'un kendisi de avukat olmak istemektedir. Ama ne olursa olsun İngilizce'yi öğrenme hevesi yüzünden İstanbul Edebiyat Fakültesi'ne gelir. Bir sömestr sonunda tekrar Ankara'ya döner. Bir sene sonra da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanır.

Bu arada Demokrat Parti'den ayrılmış bir grubun kurduğu Hürriyet Partisi, Yenigün adıyla bir yayın organı kurmuş, başına da Cihat Baban'ı getirmiştir. Mehmet Ali Kışlalı da gazetenin spor müdürüdür: "Bir gün gazetenin yazı işleri kadrosu Cihat Bey'e isyan etmiş. Cihat Bey de reste meydan bırakmayınca hepsi bırakıp gitmiş. M. Ali abiyle (Kışlalı) Cihat Baban kalmış gazetede sadece. Cihat Baban da M. Ali abiye 'çıkart gazeteyi' deyince o da hemen haber gönderiyor abime, bana ve kardeşine (Ahmet Taner Kışlalı)." Hıncal Uluç henüz 17 yaşındadır. Sıkıyönetim gereği altı sayfa çıkan gazetenin spor sayfası bu genç delikanlıya emanet edilir: "İstediğin her kapı sana açık. En büyük yıldızla, sporcuyla konuşacağım diyorsun konuşuyorsun. Ve bunların hepsi de sana 'buyur' diyor, beyefendi muamelesi yapıyorlar. Şimdi böyle bir meslek insanı büyülemez mi? Siyasal Bilgiler'in isimsiz bir öğrencisi iken birdenbire Türkiye'nin en elit bin adamından biri haline geliyorsun. Siyasal Bilgiler'i bitireceksin de, kaymakam olacaksın da, 60 yaşında vali olup emekli olacaksın... 17 yaşında herşeysin zaten."

Uluç, böylece gazeteciliğe adım atar; Oktay Kurtböke, Güneş Tecelli, Başkurt Okaygün, Kurthan Fişek, Güngör Sayarı, Ercan Tan gibi isimlerle beraber çalışır. Bu arada askere gitmemek için üniversiteyi geç bitirmeye karar verir. Ancak serde iyi öğrencilik olduğundan üç senede üç sınıf bitirip son sınıfa gelir. Tek çare rapor alarak okulu uzatmaktır: "Tanıdık bir ruh doktoruna gittim. İleride kariyer açısından etkileyici olur diye entellektüel sürmenaj hastalığı yazdı rapora. En tehlikesizidir diye bunu yazarlardı doktorlar." Raporu alan Uluç, okulunu bitirmiyor diye annesinin ağladığını görünce kararını değiştirir ve 1964'te Kutlu Aktaş, Burhan Özfatura gibi arkadaşlarıyla beraber mezun olarak diplomasını alır.

Bir yıl sonra da Mamak Muhabere Okulu'nda Büyükelçi Yalçın Oral, Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü Bozkurt Kuruç, Galatasaray başkanlarından Saim Gogen'in oğlu Fethi (daha sonra eniştesi olacaktır) gibi arkadaşlarıyla beraber iki yıl askerlik yapar: "Askerlik dönemim benim en mutlu dönemimdir."

1960'lara bir daha dönelim. 27 Mayıs İhtilali, onun gazetecilik yaptığı bu ilk yıllarda gelir dayanır kapıya. Uluç ihtilalin tam ortasındadır: "Baştan sona ihtilalin içinde idik. Onları anlatsam kitap olur. Fikir olarak da, eylem olarak da ihtilalin içindeydik. Bütün o ıslık çalanların başındaydık, 'Olur mu böyle olur mu?' diye gazeteyi bırakıp Kızılay'da yürüyüşlere katılırdık."

Uluç, bu dönemlerde yazdığı yazılardan hukukçu ve mülkiyeli oluşu sebebiyle hiç bir ceza almaz: "Aslında gazetecilik zamanları böyle zamanlardır. Meslek yaşamımın büyük bölümü sıkıyönetimlerle ve yayın yasakları ile geçti. İlk önceleri neyin yasaklandığı açık açık yazardı. Sonra askerler biraz daha uyanık yayın yasağı koymaya başladılar. Soyut tanımlamalar yaptılar. Böylece kendi kendini sansür etmeye başladın. Şunu da söyleyeyim Türkiye'de herkesin anladığı anlamda bir basın özgürlüğü olsa idi eğer, ben bu kadar iyi gazeteci olamazdım."

TÜRKEŞ, HINCAL’IN ASLAN AMCASI

Onun ihtilal olsun yürüyüşlerinde ön sırada yer almasının bir sebebi belki de babasıdır. 1955'te ailecek Ankara'ya gelinmiş, Hıncal 1980'e kadar başka bir yere gitmemişti ama babası tayin ve bu arada terfi almaya devam etmiş, 1961'de albaylığa kadar yükselmişti. 27 Mayıs İhtilali olduğunda babası Fuat Uluç'un görev yeri, Çanakkale İl Jandarma Alay Komutanlığıydı. Fuat Uluç, 27 Mayıs'ın liderlerinden Alparslan Türkeş'le de çok yakın arkadaştı: "Bandırma'da beraberdik zaten. Benim iki tane halam var, amcam yok ama Aslan Amca (Alparslan Türkeş) bizim ailenin amcası idi. Bütün kardeşler ona Aslan Amca derdik. Yetişmemize de katkısı olmuştur. Evlerimiz bir gibiydi."

Bu kadar yakın olunca 27 Mayıs'tan sonra bir araya gelmemek olmazdı tabii: "Aslan amca ihtilalden sonra başbakanlık müsteşarı olunca babamın tayinini de Ankara'ya çıkarttı. Babam hemen Aslan Amca'nın karargahında görev aldı. Ve Aslan Amca hazırladıkları her şeyi babamla beraber hazırladı. Devlet Planlama Teşkilatı kurulduğunda babam da oranın ilk Sosyal Planlama Daire Başkanı' oldu."Ancak aylar ilerleyince Alparslan Türkeş 14'lerden biri olarak Hindistan'a sürülür. Bu arada Eminsu hadisesiyle Milli Birlik Komitesi, Ağustos 1960'tan Şubat 1961'e kadar 235 general ve amiral ile beş bine yakın subayı emekli etmiş (Eminsu, bunların kurduğu Emekli İnkılap Subayları Derneği'nin kısa adıdır) geride kalanların yolu açılmıştır.

Fuat Uluç da önü açılanlardan birisidir: "Babamın general olacağı kesin. O kararı nasıl verdiği benim için hâlâ bir soru işaretidir. Aslan Amca sürülmüştü, onların siyasallaşma sürecinde burada güvenilir bir odak noktasına ihtiyaçları vardı. Babam o odak noktası olabilmek için ordudan istifa etti. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)'ne girdi, genel sekreter oldu ve babamın hazırladığı kongrede de Aslan Amca genel başkan seçildi." Fuat Uluç, 1964'te de Mardin milletvekili olarak Meclis'e girer: "Ancak o dönemi tamamlayamadan 1968'de kalp rahatsızlığından öldü. Buna rağmen şuna inanıyorum ki askerde kalsa idi yaşardı. Politikanın iki yüzlü yapısı, bütün bir hayatını asker doğruluğu içinde yaşamış bir adama iyi gelmedi."

GENELKURMAY BAŞKANI DİNÇ BİLGİN’İ ARIYOR

Bir süre de Öncü'de kalem oynatan Hıncal Uluç, askerden döndüğü 1967'de, M. Ali Kışlalı başta olmak üzere eski Yenigün ekibinin çıkardığı Yankı'da çalışmaya başlar: "Bana gazeteciliğin bütün püf noktaları ile ayrıntılarını ve ahlakını M. Ali Kışlalı öğretti." Oktay Kurtböke de Cumhuriyet Yayın Yönetmeni olduğu için Yankı ile paralel burada da haftada iki gün spor yazıları yazmaya başlayan Uluç, TRT kurulunca pazartesi günleri de yine Cumhuriyet'e tam sayfa tv sayfası yapar: "Benim Babıali'ye transferim Cumhuriyet kanalı ile oldu."

1980'de onun İkinci İstanbul seferi başlar. Gelişim Yayınları'nın sahibi Ercan Arıklı 12 Eylül'den önce bir dergi çıkarmasını ister ondan. Kabul eder. Daha sonra Gelişim Yayınları Asil Nadir'e geçince de, Uluç işinden olur. Ardından Zafer Mutlu'nun daveti ile 1990'da Sabah'ta yazmaya başlar: "Gazeteye başlarken Dinç Bey'le (Bilgin) bir tek şey konuştum. Ne yazacağımı ya da yazmayacağımı bana kimse söylemeyecek." 2002'ye kadar on iki senede anlaşma bir tek kez Dinç Bilgin tarafından bozulur: "Dinç Bey geldi ve 'Dün yazdığın yazıyı hatırlıyor musun?' dedi. Evet dedim. Orduevlerinde fiyatların çok düşük olduğunu, aradaki farkı bizim vergilerimizle verdiğimiz mealinde bir yazı idi o. Dinç Bilgin, 'Bir daha böyle bir yazı yazarsan Genel Kurmay Başkanı'nı sana bağlarım haberin olsun' dedi. Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş aramış ve Dinç Bey'le 3,5 saat konuşmuş. 'Telefonu da Genel Kurmay Başkanı'na kapatamıyorum, 3.5 saat dinledim Güreş Paşa'yı' dedi."

Uluç mesleğin başında yaptığı birkaç sözleşme hariç, bir daha iş sözleşmesi de imzalamamış birisidir: "Türkiye'nin en büyük sosyal demokratları ile solcularının ve sendikalarının kazığını yedikten sonra kendi kendime dedim ki kendinden ve Allah'tan başka güveneceğin kimse yok." Yeni Tanin'de çalışırken işten atılan Uluç, tazminat almak için sendikaya başvurur. Sendikanın avukatı da Yekta Güngör Özden'dir. Özden, —kazanacağı kesin olmasına rağmen— kazanamayacaklarını öne sürerek davayı açmayınca Hıncal Uluç da bu kararı alır.

FUTBOL OYNAYAMAYAN FUTBOL YORUMCUSU

Hıcal Uluç kendisini “fevkalade yeteneksiz” bir kişi olarak değerlendiriyor. Futbol oynamayı deneyen, ancak takım arkadaşları tarafından oynama şansı bile verilmeyen Uluç'un, önce voleybol takımı kurup mahallede herkese voleybol, sonra basketbol öğrettikten sonra yine takım dışı kaldığını... Hatta, oynama şansım fazla olur diye aynı taktiği beyzbolda bile deneyip, arkadaşlarına öğrettikten sonra kendisi iyi oynayamadığı için arkadaşları tarafından yine çemberin dışına itildiğini: "Her türlü sporu denedim, hiç birinde başarılı olamadım. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım."

Bitmedi. Ankara'daki Kurtuluş Ortaokulu'nun son sınıfında okurken müzik hocası bir okul korosu kurmaya karar verir. Seçme yapılacak 100 kadar öğrenci arasında Hıncal Uluç da vardır: "İki satır söyledikten sonra hoca hepimizi susturdu, o yüz kişi içerisinde parmağıyla beni işaret etti ve 'dışarı' dedi. Böylece spordan sonra müzisyen olma hayallerim de sona erdi. Resim dersen zaten hiç yok. Kuzenim Ahmet (Taner Kışlalı) yapardı benim resimlerimi ilkokulda." Çok iyi bir öğrenci olduğu için (Uluç, eğitim hayatı boyunca sınıfın ilk üçü arasına girer hep) okul müsameresinde ona Reşat Nuri Güntekin'in Vergi Hırsızı adlı oyununda başrol oynatır hocası. Bugün iş adamı olan Alaattin Beyti de ikinci rolü oynamaktadır. Sonuç mu? "Alaattin onbeş dakikada beni sildi süpürdü. İkinci temsilde de en ön sırada oturan velilerden biri düşüp bayılınca benim sahne hayatım sona erdi. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım." Hıncal Uluç bütün bunlardan sonra Bernard Shaw'ın şu sözüne uymaya mecbur kalır: "Yapan yapar, yapamayan eleştirmen olur."



(C) 2007 guncel-haber.com - Hakkımızda - İletişim

Bu haber sayfasında Denizli Derbiyi Hediye Etti! başlıklı Guncel Haber özeti yayınlanmaktadır. Tam haber metnini http://www.8sutun.com/haber?id=16917 adresinden görebilirsiniz.
Sitemizdeki tüm haberler, gazeteler ve haber sitelerine ait RSS servislerinden alınmıştır.