 | Abdullah Öcalan Abdullah Öcalan 1948 yýlýnda Güneydoðu Anadolu'da bir köyde dünyaya geldi. 7 Kasým 1978 tarihinde terör örgütü PKK'yý kurdu. Kýsa bir süre sonra Suriye'ye geçen Abdullah Öcalan, örgütün kanlý eylemlerini buradan yönetmeye baþladý. Kandýrdýðý gençler bölücü terör örgütü adýna eylem yaparken, Öcalan savaþ alanýna hiç inmeden oturduðu yerde rahat bir yaþam sürdü.
Türkiye'nin ýsrarlý takibi sonucu Suriye, Öcalan'ý topraklarýndan çýkarmak zorunda kaldý. Suriye'den Rusya'ya, oradan Ýtalya'ya geçen Öcalan, Ýtalyan Hükümeti tarafýndan da ülkeden çýkarýlýnca kendisine sýðýnacak yer aramaya baþladý. Yunanistan Hükümeti, kuruluþundan beri destek verdiði PKK'nýn liderini Kenya Büyükelçiliði'nde saklamaya karar verdi.
KESÝTLER MÝT’ÝN ÝLK APO TEÞHÝSÝ BÝR CANÝ OLARAK ANATOMÝSÝ SUÝKASTLER ve PALME CÝNAYETÝ Türk Güvenlik Güçleri'nin düzenlediði bir operasyonla Kenya'da kýskývrak yakalanan terörist baþýnýn üzerinden sahte bir Kýbrýs Rum Kesimi pasaportu çýktý. Eli kanlý terör örgütünün baþý, Türkiye'de, Ýmralý Cezaevi'nde yargýlandý ve hakettiði idam cezasýna çarptýrýldý. Terörist baþýnýn idam cezasý Yargýtay tarafýndan 25 Kasým 1999 tarihinde onandý.
MÝT’ÝN ÝLK APO TEÞHÝSÝ
BÖLÜMLERGiriþ Ömerli’deki Çocukluðu Aþýrý Solcu Bir Kürt Sivrilene MÝT Damgasý Ýlk baþlarda MÝT için Apo Kürt milliyetçisi veya Kürtçü bir akýmýn lideri deðildi. O dönemin (1970–1979) MÝT raporlarýna baktýðýnýz zaman görürsünüz, Apo dosyalara uzun süre sol faaliyetleri nedeniyle girmiþti. Aþýrý solcu bir Kürt olarak nitelendirilirdi. Fazla da önemsenmezdi. Zaten Kürt hareketleri 1970'lerde Kürtçülükten çok sol faaliyetler çerçevesinde ele alýnýrdý. Ýzlenirler, ne yaptýklarý bilinir; ancak genelde solun içinde bulunduklarýndan dolayý, bu yönleri ön plana çýkarýlýrdý. Biz MÝT olarak gerçeði biliyorduk; ancak devleti hiçbir zaman ikna edemedik. Bize inanmadýlar veya inanmak istemediler."
GÝRÝÞ
Türkiye 12 Eylül 1980'e dayandýðýnda, sol orijinli terör örgütlerinin yanýnda özellikle Doðu bölgesinde ismini yeni yeni duyurmaya baþlayan Ala–Rýzgari ve Apocular gibi birkaç yasa dýþý grup ufak tefek dikkat çekmeye baþladý. Bu gruplarýn ortak özelliði, "Kürtlük" unsuru üzerinde durmalarýydý.
Ala–Rýzgari grubu, 80 öncesinde yayýnlanan Rýzgari dergisinin etrafýnda toplanan kiþilerden oluþuyordu.
PKK, 1978'de Lice'nin Fis köyünde kuruluþunu ilan edip, oluþturulan Merkez Komite etrafýnda örgütlenmesine karþýlýk, bu grup "Apocular" olarak biliniyordu.
Öcalan'ýn en yakýn arkadaþlarýndan Haki Karel, 1977'de Gaziantep'te öldürüldü. 1979'da ise Elazýð ve Diyarbakýr'da, "Apocular"a önemli bir darbe indirildi. Geniþ tutuklamalar yapýldý, Merkez Komite üyesi Þahin Dönmez de tutuklandý.
Bu sýrada Abdullah Öcalan'ýn izine de Diyarbakýr'da ulaþýldý. Bir güvenlik yetkilisi, olayý þöyle anlatýyor:"Öcalan, Kesire Öcalan ile birlikte Diyarbakýr'da Günaydýn Apartmaný'nda kalýyordu. Polis yerini tespit etti. Milli Ýstihbarat Teþkilatý da biliyordu. Ancak, hemen baskýn yapýlýp alýnmasý yerine, izlenip bir örgütsel faaliyet sýrasýnda tutuklanmasý düþünüldü. Eðer o sýrada gözaltýna alýnsaydý bir süre sonra serbest býrakýlýrdý."
Kesire Yýldýrým ile 24 Mayýs 1978 günü Ankara'da evlenmiþlerdi. Belki de o tarihlerde fazla önemsenmediðinden yeterince izlenmediði için Öcalan, 1979'un Temmuz'unda izini kaybettirip Urfa üzerinden Suriye'ye kaçmayý baþardý.
Ýlginçtir, Öcalan bu tarihte asker kaçaðýydý. Onun karanlýk iliþkilerini çözmeye çalýþan Uður Mumcu, Kürt Dosyasý kitabýnda þunlarý yazýyor:"Askerlik Þubesi Öcalan'ý adým adým izliyordu. 26 Temmuz 1977 günü yeniden son yoklama çaðrý pusulasý göndermiþti. Ancak Öcalan izini kaybettirmeyi baþarmýþtý. Bu yüzden son çaðrý pusulasý kardeþi Mehmet Öcalan'a teblið edildi. 26 Eylül 1978 gününden sonra da son yoklama kaçaðý olarak aranmaya baþlandý. Öcalan o günlerde Diyarbakýr'daydý. Diyarbakýr'ýn Ofis Mahallesi'nde eþi Kesire ile Günaydýn Apartmaný'nda kalmakta; evde günlerce kitap okumaktaydý."
Peki o dönemde güvenlik birimleri Apocularýn lideri Abdullah Öcalan'a nasýl bir teþhis koymuþtu? Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öðrencisi iken 12 Mart 1971 muhtýrasýndan sonra, tutuklanýp Mamak Askeri Ceza Evi'ne konulmasýndan sonra kazandýðý sakýncalý kimliðe raðmen izini kaybettirmesi yalnýzca güvenlik birimleri arasýndaki eþgüdüm eksikliðinin bir sonucu muydu?..
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi savcýlarýnýn Ýmralý iddianamesinde þöyle denildi: "Mayýs 1979 tarihinde PKK Merkez Komitesi Üyesi ve Örgütlenme Genel Sorumlusu Þahin Dönmez ile birlikte Elazýð Bölge Komitesi üyelerinin büyük çoðunluðunun yakalanmasý örgütte paniðe yol açmýþtýr. Þahin Dönmez'in itiraflarý ile birlikte güvenlik kuvvetlerinin baþlattýðý bir dizi operasyon nedeniyle Abdullah Öcalan, Diyarbakýr'da saklanmakta olduðu evde yakalanmaktan son anda kurtulmuþtur."
ÖMERLÝ’DEKÝ ÇOCUKLUÐU
Apo ile ilgili giriþ bölümünde yer alan sorulara saðlam cevaplar alabilmek için, onunýn hayata gözlerini açtýðý Ömerli köyüne kadar uzanmak gerekiyor. Ýmralý Mahkemesi'ne verdiði 81 sayfalýk savunmasýnda çocukluk yýllarýný þöyle anlatýyor: "Yoksul, aþiret özelliðini yitirmiþ dar bir köylü ailesi içinde Cumhuriyet'in, baþka bir köyde de olsa her gün yayan gidip geldiðim bir ilkokulunda okudum. Çevremiz köyleri yarý Kürt yarý Türk nitelikteydi. Ailem anam tarafýndan Türkmen diyebileceðimiz bir komþu köy kökenliydi. Türkçe–Kürtçe birlikte konuþulabiliyordu... Tepkim, feodal aile baðlarýnaydý. Denebilir ki, ilk isyaným bir çocuðun beklentilerine cevap vermekten çok uzak aile ve köy yapýsýna karþý geliþti... Erken yaþlarda aile ile önemli bir kavga ile büyük bir gözyaþý içinde hüngür hüngür aðlayarak köyden koptum. O dönemde beni tanýyan köylüler bir yandan karýnca ezmez, diðer yandan her yýlan bulduklarýnda çaðýrdýklarý bir yýlan avcýsý olarak tanýrlardý...
Üniversite son sýnýfa kadar ilk ondan aþaðý hiçbir zaman düþmedim. Liseye kadar dinin etkileri vardý. Yetmiþlerde solculuða ve o dönem Kürtçülüðüne ilgim geliþti. Kiþi olarak müminceydim..."
Liseyi 1966–68 döneminde Ankara'da Tapu Kadastro Lisesi'nde okudu. Öcalan, Uður Mumcu kadar PKK hareketi üzerine kafa yoran, iki kez Bekaa Vadisi'ne gidip kendisiyle konuþmalar yapan Mehmet Ali Birand'a lise yýllarýný daha da açýyor:
"20 yaþlarýnda ya vardým, ya yoktum. Çok pasif bir durumdaydým. Ankara'nýn da verdiði çeliþkiler içinde biraz da muhafazakar bir yapýdaydým... Necip Fazýl Kýsakürek'in konferanslarýna gider, bayaðý da etkilenirdim. Daha çok burjuva felsefesi ile ilgileniyor, bu tip yazar ve kitaplarýný okuyordum. Bir yandan da Maltepe Camii'nde namaz kýlardým. Din ile felsefenin yer deðiþtirmeye baþladýðý bir dönemdi... 1969'da meslek okulunu bitirdim ve hemen ardýndan Diyarbakýr'da kadastro memurluðu yaptým. Ýþte her þeyin dönüm noktasý 1970 tarihidir. O sýralarda elime Sosyalizmin Alfabesi diye bir kitap geçti. Kitabý okuduktan sonra her þey deðiþti..." (Apo ve PKK, Mehmet Ali Birand, sayfa, 79, 80).
Diyarbakýr'daki görevinden, Bakýrköy Tapulama Müdürlüðü'ne atanýp Ýstanbul'a geldi. 1971 yýlýnda da Ýstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kayýt yaptýrdý. Öcalan ayný yýl Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne yatay geçiþ yaptý. 12 Mart 1971 muhtýrasýnýn ardýndan, Mahir Çayan'ýn öldürülmesi ve Deniz Gezmiþ'in tutuklanmasý üzerine okulda baþlayan boykot eylemlerine o da katýldý, sol yumruðunu havaya kaldýrýp, "Baðýmsýz Türkiye" diye baðýranlardan biri de oydu. 8 Nisan 1972'de gözaltýna alýndý, Mamak Askeri Ceza Evi'ne konuldu. Sýkýyönetim Askeri Mahkemesi'nce üç ay hapis cezasýna çarptýrýldý, davanýn sonuçlandýðý tarihe kadar yaklaþýk yedi ay ceza evinde yattý.
Ceza evinden çýkmasýndan son sýnýfa gelinceye kadar hem öðrenciliðini sürdürdü, hem de sol hareketlerden yavaþ yavaþ ayrýlýp yine sosyalist eksende Kürtçü bir çizgiye yöneldi: "Kýsa bir süre Türkiye soluyla birlikte hareket etmemle birlikte 1973 baharýnda bir grubun faaliyetine öncülük ederek PKK hareketinin temelini atmada önemli rol oynadým. 1975'te Ankara Demokratik Yüksek Öðrenim Derneði baþkanlýðý yaptým. PKK programýný 78'de kaleme aldýk. 79 Temmuz baþlarýnda Ethem Akçan'la Suruç üzeri Suriye ve Lübnan'a Filistinlilerin yanýna geçtik..."
AÞIRI SOLCU BÝR KÜRT
Ýþte 1979'a kadar kiþisel hikayesi satýr baþlarýyla böyle olan bir Abdullah Öcalan'dan söz ediyoruz. Bu Öcalan 12 Eylül'ün geniþ güvenlik önlemleri alýnan atmosferinde üstelik yakýndan da izlenirken Suriye'ye kaçmayý nasýl baþarmýþtý?..
Milli Ýstihbarat Teþkilatý'nýn Öcalan'a yaklaþýmý þöyleydi:"MÝT için Apo Kürt milliyetçisi veya Kürtçü bir akýmýn lideri deðildi. O dönemin (1970–1979) MÝT raporlarýna baktýðýnýz zaman görürsünüz, Apo dosyalara uzun süre sol faaliyetleri nedeniyle girmiþti. Aþýrý solcu bir Kürt olarak nitelendirilirdi. Fazla da önemsenmezdi. Zaten Kürt hareketleri 1970'lerde Kürtçülükten çok sol faaliyetler çerçevesinde ele alýnýrdý. Ýzlenirler, ne yaptýklarý bilinir; ancak genelde solun içinde bulunduklarýndan dolayý, bu yönleri ön plana çýkarýlýrdý. Biz MÝT olarak gerçeði biliyorduk; ancak devleti hiçbir zaman ikna edemedik. Bize inanmadýlar veya inanmak istemediler."
Ayný yetkiliye göre MÝT Apo'yu 1977'den itibaren yakýndan izlemeye baþlamýþ, üstelik kontrol altýnda tutmak için çok yakýnýna kadar elemanlar görevlendirilmiþ: "Verdiðimiz dosyalar dolusu bilgiler olduklarý yerde kaldý veya devlet harekete geçtiðinde o kadar geç olurdu ki, kimseyi bulamazlardý: Kýsacasý devlet oluþumlarýn farkýna varamadý. Biz biliyorduk; ancak sesimizi duyuramýyor ve çarklarý çeviremiyorduk." (Apo ve PKK; sayfa 99, 100).
Öcalan ise sýkýyönetim altýnda polisin, MÝT'in ve askerin elinden kurtuluþunu þöyle anlatýyor:"3 haziranda yine bir toplantýmýz olacaktý. Bir gece öncesinden Pilot Necati tutturdu, 'Yarýn nerede toplanacaðýz?' demeye baþladý. Yanýmýzda Kemal Pir de vardý. Kemal 2 haziran gecesi eve yaklaþýrken yakalandý. Üstü aranýnca silah bulundu... Ertesi sabah da biz eve gideceðiz. Gitmeden önce tesadüfen birini yolladým. Git bak eve, dedim. Dönünce, abi evin her tarafý çembere alýnmýþ, dedi. Þans eseri kurtuldum. Üç dört tane kirli silah vardý. O silahlarla yakalanacaktýk. 30 yýl cezasý var. Sonradan haber aldýk. Baskýný Özel Harp Dairesi yapmýþ. Mustafa Karasu içeri alýndý. Üç de silah yakalandý. En azýndan yedi yýlým gidebilirdi." (Apo ve PKK, sayfa 88)
Öcalan, Suriye'ye kaçýþ öncesi faaliyetlerini anlatýrken, kendisine yanaþtýrýlan casuslara raðmen güvenlik birimlerine yakalanmayýþýný, sürekli olarak kendisinin baþarýsý olarak gösterdi ve bunu örgüt içinde de bir propaganda aracý olarak kullandý.
Öcalan, Mahir Sayýn ile yaptýðý konuþmalarý içeren Erkeði Öldürmek kitabýnda "casuslar" olarak karýsý Kesire Öcalan ve Pilot Necati (Necati Kaya)'yý gösteriyor. Ona göre CHP geleneðinden gelen ve Kürt kökenli olan bir ailenin çocuðu olarak Kesire Öcalan kendisi ile bilerek tanýþtýrýldý. Yine Pilot Necati de, Kürt kökenli olmasý sebebiyle pilotluktan atýldýðýný ileri sürerek kendisine yanaþtý; ama o da MÝT'in bir tuzaðýydý. Öcalan, Pilot Necati'nin ilk kadýn pilot Sabiha Gökçen'i öldürme teklifinde bulunmasý, bazen örgüte yüklü miktarda paralar saðlamasýný, "Örtülü ödenekten bunun için paralar sonuna kadar gözden çýkarýlýr. Bize de biraz nemasý kaldý." iddiasýný ileri sürerek açýklýyor. Öcalan'a göre, Ankara'da görünüþte kontrol altýndaydý, Urfa ve Diyarbakýr'a geçtiðinde ise bu kontrol güçleþti. Nihayet Urfa'da çemberin daraldýðýný ve öldürüleceðini hissedince de sýnýrý geçerek Suriye'ye gitti.
SÝVRÝLENLERE MÝT DAMGASI
Terörist baþý, bu "MÝT kontrolü" korkusunu hep yaþadýðý gibi, örgütte sivrilme istidadý gösteren birçok önde gelen ismi "MÝT ajaný" kulpuyla tasfiye etti. Bunlarýn baþýnda Kesire Öcalan, Mehmet Cahit Þener, Ali Çetiner, Hüseyin Yýldýrým, Þemdin Sakýk, Resul Altýnok, Abdullah Kumlu, 'Kör Cemal' kod adlý Halil Kaya, 'Baran' koduyla bilinen Cihangir Hazýr, Abdullah Ekinci, Osman Tim, 'General Zinnar' kod adlý Alaattin Kanat geliyor.
Öcalan'a göre CHP geleneðinden gelen ve Kürt kökenli olan bir ailenin çocuðu olarak Kesire Öcalan kendisi ile bilerek tanýþtýrýldý. Yine Pilot Necati de, Kürt kökenli olmasý sebebiyle pilotluktan atýldýðýný ileri sürerek kendisine yanaþtý; ama o da MÝT'in bir tuzaðýydý... Pilot Necati'nin ilk kadýn pilot Sabiha Gökçen'i öldürme teklifinde bulunmasý, bazen örgüte yüklü miktarda paralar saðlamasýný, "Örtülü ödenekten bunun için paralar sonuna kadar gözden çýkarýlýr. Bize de biraz nemasý kaldý." iddiasýný ileri sürerek açýklýyor.
1977'den itibaren MÝT, Apo'yu yakýndan izlemeye baþlamýþ, üstelik kontrol altýnda tutmak için çok yakýnýna kadar elemanlar görevlendirilmiþ. Bir MÝT yetkilisinin konuyla ilgili ifadesi þöyle: "Verdiðimiz dosyalar dolusu bilgiler olduklarý yerde kaldý veya devlet harekete geçtiðinde o kadar geç olurdu ki, kimseyi bulamazlardý: Kýsacasý devlet oluþumlarýn farkýna varamadý. Biz biliyorduk; ancak sesimizi duyuramýyorduk. Biz MÝT olarak gerçeði biliyorduk; ancak devleti hiçbir zaman ikna edemedik. Bize inanmadýlar veya inanmak istemediler."
BÝR CANÝ OLARAK PORTRESÝ
BÖLÜMLERGiriþ Hep Hezeyan Önce Ajanlýkla Suçluyor Sonra da Öldürtüyor Tam Bir Egoist1970’li yýllarda Deniz Gezmiþ ve arkadaþlarýnýn idamlarýný protesto için Ankara Üniversitesi Siyasal bilgiler Fakültesi’nde yapýlan “boykot eylemleri”nin öncülerinden biri olmasý sebebiyle güvenlik birimlerinin yakýn takibindeydi. Bu eylemler üzerine kýsa süreli olarak gözaltýna da alýnan Öcalan, Güneydoðu kökenli bir isim olmasý ve sivrilmesi sebebiyle, sürekli olarak MÝT tarafýndan kontrol altýna alýnmak istendiði hezeyaný ile yaþadý. Uður Mumcu’nun Kürt Dosyasý kitabýnda ayrýntýlý olarak iþlediði, Öcalan’ýn da Mahir Sayýn ile yaptýðý konuþmalarý içeren Erkeði Öldürmek kitabýnda anlattýðý Kesire Öcalan ve Pilot Necati (Necati Kaya) olaylarý bu hezeyanýn baþlangýcýný oluþturuyor.
NE BEBEK DEDÝ NE DE ARKADAÞ
Bölücü teröristlerin baþý Abdullah Öcalan’ýn acýmasýz kiþiliðini görmek için yakýn arkadaþlarýný ve kundaktaki bebekleri kurþunlatmasýna bakmak yeterli.
27 Kasým 1978 günü Diyarbakýr’ýn Lice Ýlçesi Fis Köyü’nde toplanan Abdullah Öcalan ve birkaç arkadaþý PKK’yý kurdular. Daha sonraki tarihlerde bu toplantýyý PKK’nýn birinci konferansý olarak kabul ettiler. Ancak aradan geçen 20 yýl içerisinde Abdullah Öcalan, neredeyse birlikte yola çýktýðý bütün arkadaþlarýnýn ölüm emrini verdi. Öcalan’ýn acýmasýz katliamcý kiþiliðini görmek için onun yýllarca birlikte hareket ettiðini yakýn arkadaþlarýnýn ölüm emirlerini nasýl kolaylýkla verdiðine ve kundaktaki çocuklarý hunharca öldürttüðüne bakmak gerekiyor.
Birinci kongresini 1981’de yapan PKK, ikinci kongresini dört yýl sonra Suriye’nin Ürdün sýnýrý yakýnýndaki bir kampta yaptý. Altý gün süren bu toplantýda Öcalan örgütün Avrupa sorumlusu ve Merkez Komite üyesi Resul Altýnok’u “MÝT ajaný” ilan etti. Öcalan daha sonralarý yakýn arkadaþlarýný tasfiye ederken onlara hep bu ajanlýk kulpunu taktý ve örgüt tabanýnýn da bu þekilde gözünü boyadý. Öcalan, 1980’de PKK’nýn Merkez Komite üyesi ve Urfa bölge sorumlusu Abdullah Kumlu’yu hapsetti. Hapisten kaçan Kumlu, Suriye Gizli Servisi’nin yardýmýyla yakalanarak PKK’ya teslim edildi ve öldürüldü. Öcalan bu sýralarda PKK’nýn çekirdeðini oluþturan Kürdistan Devrimcileri grubundan Mehmet Uzun, Ali Yaylacýk ve Ahmet Ballý’yý da MÝT ajaný olduklarý gerekçesiyle öldürttü.
HEP HEZEYAN
1970’li yýllarda Deniz Gezmiþ ve arkadaþlarýnýn idamlarýný protesto için Ankara Üniversitesi Siyasal bilgiler Fakültesi’nde yapýlan “boykot eylemleri”nin öncülerinden biri olmasý sebebiyle güvenlik birimlerinin yakýn takibindeydi. Bu eylemler üzerine kýsa süreli olarak gözaltýna da alýnan Öcalan, Güneydoðu kökenli bir isim olmasý ve sivrilmesi sebebiyle, sürekli olarak MÝT tarafýndan kontrol altýna alýnmak istendiði hezeyaný ile yaþadý. Uður Mumcu’nun Kürt Dosyasý kitabýnda ayrýntýlý olarak iþlediði, Öcalan’ýn da Mahir Sayýn ile yaptýðý konuþmalarý içeren Erkeði Öldürmek kitabýnda anlattýðý Kesire Öcalan ve Pilot Necati (Necati Kaya) olaylarý bu hezeyanýn baþlangýcýný oluþturuyor. Öcalan’a göre CHP geleneðinden gelen ve Kürt kökenli olan bir ailenin çocuðu olarak Kesire Öcalan kendisi ile bilerek tanýþtýrýldý. Yine Pilot Necati de, Kürt kökenli olmasý sebebiyle pilotluktan atýldýðýný ileri sürerek kendisine yanaþtý; ama o da MÝT’in bir tuzaðýydý. Öcalan, Pilot Necati’nin Sabiha Gökçen’i öldürme teklifinde bulunmasý, bazen örgüte yüklü miktarda paralar saðlamasýný, “Örtülü ödenekten bunun için paralar sonuna kadar gözden çýkarýlýr. Bize de biraz nemasý kaldý” iddiasýný ileri sürerek açýklýyor. Öcalan’a göre, Ankara’da görünüþte kontrol altýndaydý, Urfa ve Diyarbakýr’a geçtiðinde ise bu kontrol güçleþti. Nihayet Urfa’da çemberin daraldýðýný ve öldürüleceðini hissedince de sýnýrý geçerek Suriye’ye gitti.
Ýþte Öcalan’ý, PKK Merkez Komitesi üyesi yakýn arkadaþlarý için ölüm tuzaklarý kurmaya iten psikopat ruh hali bu yýllarda þekillendi, 1979’da Suriye’ye geçti. Gencecik çocuklarý daðlara sevk eden Öcalan, Ankara’dan ayrýldýktan sonra Diyarbakýr ve Urfa’da yalnýzca dokuz ay kalabildi, çareyi kaçmakta buldu. Öcalan’ýn tasfiye ettiði isimlerden Mehmet Þener, kendisi gibi örgütün önde gelen isimlerinden olan Mustafa Karasu’ya 28 Haziran 1991 günü Zaho’dan gönderdiði mektupta Öcalan’ýn bu çeliþkisini þöyle anlatýyor:
“Ne yazýk ki Karasu, Ortadoðu’nun labirentlerinde siyaset üretiyor diye övündüðümüz Apo, Ortadoðu’nun labirentlerinde can telaþýna düþmüþ. Bizler aðaçtan ormaný görmeyecek körler olamayýz...
Apo bizi kaçmakla suçluyor. Önderimiz, çok tatlý konuþuyor. Bizi savaþ siperlerinden alýp tutuklayacak ve her türlü zoru da öngören bir planla, bize ajanlýk dayatacaksýn ve biz de öyle duracaðýz, sana boyun eðeceðiz.
Biliyor musun Karasu, sevgili önderimiz diyor ki, ‘Siz Kürdistan daðlarýnýn kýymetini bilmiyorsunuz, insan orada bir ordu saklar, bir ordu kurar.’ Çok doðru söylüyor tabii. Ama þehitlerimize küfredecek kadar saygýsýzlaþan sevgili önderimiz bir türlü lütfedip daðlarýmýza gelip orduyu kurmuyor. Her nedense kardeþini de göndermiyor. Fidel ve Raul Kastro’larýn kulaklarý çýnlasýn, bizimkiler uzaktan kumandalý çalýþmanýn rahatlýðýný keþfetmiþler.
Sevgili önderimiz diyor ki, “Benim ülkeye gelmem provokasyon olur, çünkü düþman bütün gücüyle beni yok etmek için size yüklenir.” Ýnan Karasu, onun ülkeye gelmesini isteyen yok, kendi pisliðini bize bulaþtýrmasýn yeter. Bizi savaþtan kaçmakla suçlayanlar, savaþa lütfetsinler. Mao’nun silahý sýrtýndan düþmedi. Fidel en önde savaþtý. Ho Þi Minh, Vietnam daðlarýný ana karargâhý yaptý, önderlik budur.”
1978’deki toplantýdan sonra 1990’da Bekaa Vadisi’nde ikinci konferansýný yapan PKK’nýn bu toplantýsýnýn genel sekreterliðini Mehmet Þener yaptý. Kongrede PKK’nýn demokratikleþmesinden söz eden Merkez Komite üyesi Mehmet Þener, Baran kod adýyla bilinen Cihangir Hazýr ile birlikte tutuklandý. Ancak Þener ve Baran, arkadaþlarý tarafýndan kurtarýldýlar. (Bu isimler daha sonra PKK–Vejin hareketini kurdular). Ancak Mehmet Þener kýsa bir süre sonra Kamýþlý’da Öcalan’ýn emriyle öldürüldü. Þener ve karýsý Peþmergelerin arasýndan alýnýp infaz edildiler. Þener’i destekleyen Mustafa Puþa da karýsý ile birlikte öldürüldü.
ÖNCE AJANLIKLA SUÇLUYOR SONRA DA ÖLDÜRÜYORDU
PKK’nýn üçüncü kongresinde Öcalan’ýn bütün yetkilerini aldýðý Abdullah Ekinci intihar etti. Kesire Öcalan ve Ali Çetiner örgütten kaçtýlar. Üçüncü kongrede 10 militan daha MÝT ajaný olduklarý gerekçeleriyle öldürüldüler. Öcalan’a kadýn temin etmekle yükümlü militan olduðu ileri sürülen (PKK; Emin Demirel, GHMD yayýný) Hasan Bindal, Öcalan’ýn yakýn arkadaþý Þahin Bilgiç tarafýndan kazaen öldürülünce, Bilgiç’in kaderi de kurþuna dizilmek oldu. Örgütün Botan bölgesi sorumlusu Kör Cemal kod adlý Halil Kaya 1987’de kurþuna dizildi. Öcalan 1991’de Botan’ýn yeni bölge sorumlusu Nizamettin Taþ’ý üç ay hapsetti. Parmaksýz Zeki kodlu Þemdin Sakýk, Botan bölgesi sorumlusu oldu. Ancak Þemdin Sakýk’ýn da daha sonra Apo ile arasý açýldý ve örgütten koptu. Sakýk çareyi Türk güvenlik birimlerine sýðýnmakta buldu. Eðer Sakýk, Genelkurmay’a baðlý özel kuvvetlerin operasyonuyla Kuzey Irak’tan getirilmeseydi muhakkak ki o da MÝT ajaný suçlamasýyla Apo’nun ölüm tuzaðýna girecekti.
PKK’nýn Ýstanbul ve Marmara Bölge Sorumlusu Osman Tim de, Ýstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargýlanýrken 1992’de Saðmalcýlar Cezaevi’nde boðularak öldürüldü. Gerekçe yine aynýydý, iþbirlikçi olmak ve örgüte ihanet etmek. Ýsmi Susurluk olaylarý ile de gündeme gelen General Zinnar kod adlý Alaattin Kanat da Öcalan ile yollarýný ayýrdý ve itirafçý oldu. PKK’nýn üst düzey sorumlularýndan olan Kemal Burkay 1981’de örgütten ayrýlýrken Atina temsilcisi Avukat Hüseyin Yýldýrým da Öcalan’dan ayrýldý. Avukat Yýldýrým, Öcalan’ýn ölüm tuzaðýndan yaralý olarak kurtuldu.
Bu tablo, yüzlerce kanlý eylemin emrini veren, 30 bin insanýn katili, bu sayýnýn çok üstünde PKK militanýnýn da ölümüne sebep olan katliamcý bir kiþinin psikopat ruhunu sergiliyor. Mehmet Ali Birand ile yaptýðý konuþmada, “Kabaca söylemek gerekirse PKK kadrolarýnýn dörtte biri tasfiye edildi. TC’nin bize verdirdiði kayýplardan daha fazla kayýp verdik.” sözleri de canýný kurtarmak için köþe bucak kaçan, kafasý hezeyanlarla dolu bir kiþiliðin yansýmalarý.
TAM BÝR EGOÝST
Bu kirli ruhun ölüm tuzaðýndan kurtulamayan PKK Merkez Komite üyesi Mehmet Þener, Mustafa Karasu’ya gönderdiði mektubunda bu kiþinin gerçek yüzünü þöyle sergiledi:
“Bizi dýþlamanýn ilk adýmlarýný Apo attý. Dördüncü kongrenin üstünden 20 gün geçmeden ben ve Baran arkadaþýn görevleri 25 kiþilik Merkez Komite’nin beþ üyesinin katýlmýþ olduðu toplantýyla Apo’nun talimatý üzerine donduruldu ve soruþturmaya alýndýk. Ýlginç bir tesadüf olup olmadýðýna sen karar ver Karasu...
Apo’nun planýna göre bana bir itiraf yazdýrýlacak ve bu itirafta ajan olduðumu, ajanlýðýmýn cezaevine giriþle baþladýðýný, cezaevinde gizli þahin rolü üstlendiðimi, direniþleri kýrdýðýmý, direnenleri kendi erkimin altýna aldýðýmý, cezaevinde direniþleri liberalizme çektiðimi söyleyeceðim. Dýþarýdaki görevimin de Apo’yu temizlemek, tasfiye etmek olduðunu açýklayacaðým ve af dileyeceðim. Yüce Apo da insafa gelip beni kazanma adýna ya af edecek veya ben mazlumlara ihanet eden birini affetmem kahramanlýðý taslayýp bir ajanýn iþini bitirecek. Ýþ bununla bitmiyor tabii, ben ajanlýðý kabul ettikten sonra cezaevindeki tüm kadrolar özeleþtiriye çekilecek. Çünkü hepsi ajan Þener’in etkisinde kalmýþlar. Tabii, ajan Þener’in en fazla etkisinde kalan da Mustafa Karasu ve Sakine Cansýz arkadaþlardýr. Bunu her gün Apo vaaz ediyor. Tabii sebepsiz deðil, Karasu da Sakine de Apo’nun popülaritesini rahatsýz edecek kadar saygýn arkadaþlar oldular. Oysa Apo kendi dýþýnda bir kiþilik kabul etmiyor.”
30 Haziran 1999/ Fuat Akyol-Zaman
SUÝKASTLER ve PALME CÝNAYETÝ
BÖLÜMLERGiriþ Ýlk Suikast: Celal Bucak Tasfiye Harekatý Palme Suikastý
Palme, Ýsveç güvenlik birimlerine talimat vererek, Kemal Burkay ile baðlantýlý olan Kürt gruplar dýþýndakilere sert tavýr gösterilmesini istedi. Ýsveç polisi Kemal Burkay ile de baðlantý kurarak, PKK yandaþlarýna karþý sert önlemler aldý. Bir kýsmýný tutukladý, bir kýsmýný da sýnýr dýþý etti. Palme bu talimatýyla Öcalan'ýn ölüm listesine de girmiþ oldu. 28 Þubat 1986 günü eþiyle birlikte sinemaya gitmiþti. Sinema çýkýþýnda evine doðru yürürken bir PKK militanýnýn kurþununa hedef oldu.
GÝRÝÞ
"Þemdin Sakýk gibi Kör Cemal gibi Þahin Bilgiç gibi Cemil Iþýk gibi PKK'da yönetimi ele geçirenler baskýlarýný ve eylemlerini bölge halký üzerinde yoðunlaþtýrdýlar. Ben bunlara karþý koydum hatta bu þekilde eylemleri gerçekleþtirenlerden bazýlarý Kör Cemal, Halil Kaya, Cemal Iþýk, Þahin Baliç gibilerini cezalandýrdým. Þemdin Sakýk'ý da cezalandýracaktým; ancak tutuklu bulunduðu sýrada elimizden kaçtý."
Bu sözler PKK baþý Abdullah Öcalan'ýn savcýlýk ifadesinden alýndý. Teröristbaþý, geride býraktýðý vahþet dolu kanlý mirastan kendisini soyutlamak amacýyla, özellikle bölge halkýna yönelik saldýrýlarýn sorumluluðunu, "Avare çete gruplarý" dediði bu "Eyalet komutanlarý"na yüklemeye kalkýþtý. Öcalan ayný tavrýný Ýmralý duruþmalarýnda da sürdürdü. 1987'den itibaren doruk noktalara çýkan PKK vahþetinden kendini sýyýrmaya kalkýþtý. "Aslýnda ben hep barýþçý çizgideydim; ancak PKK'yý Susurluk benzeri çeteler sarmýþtý. Bunlara karþý koyamadým." biçiminde sözler kullandý.
Peki gerçekte durum böyle miydi, Þemdin Sakýk, Kör Cemal gibi kiþiler nasýl eyalet komutaný olabilmiþti?
ÝLK HEDEF: CELAL BUCAK
PKK'nýn 1978'de Lice'nin Fis köyünde yapýlan kuruluþ kongresinin ardýndan, silahlý mücadeleye baþlama kararý dört yýl sonra 1982'de Suriye'nin Ürdün sýnýrýna yakýn bir Filistin kampýnda yapýlan ikinci kongrede alýndý. (25 kiþilik Merkez Komite Fis toplantýsýnda belirlendi. Öcalan, Marksist örgütlenme modeline uygun olarak PKK'nýn genel sekreteri yapýldý).
Bu tarihlerde bilinen tek silahlý saldýrýlarý 1979'da Adalet Partisi Þanlýurfa milletvekili Mehmet Celal Bucak'ýn evine yapýlan baskýn oldu. Bu baskýnda Celal Bucak hafif yaralanýrken sekiz yaþýndaki oðlu hayatýný kaybetti.
1984'te Eruh ve Þemdinli'de askeri birimlere yapýlan saldýrýlar, PKK'nýn hiçbir sýnýr tanýmayan silahlý saldýrýlar yapma kararý aldýðý ikinci kongre sonrasýnda baþladý. Bu saldýrýlarda sivil veya asker fark etmiyordu.
Ancak, 1985 yýlý boyunca ve 86 baþlarýnda örgütün silahlý saldýrýlarýnda belirgin bir durgunluk yaþandý. Çünkü, sivil hedeflere de yönelen vahþice saldýrýlar Merkez Komite üyelerinin büyük bölümü tarafýndan benimsenmiyordu.
TASFÝYE HAREKATI
1980’li yýllarýn ortasýnda katliamcý kiþiliði giderek belirginleþen Öcalan, "Savaþmýyorlar." dediði örgütün önde gelen bütün isimlerine yönelik ilginç bir tuzak hazýrladý. Avrupa merkezlerinde ve Türkiye'de bulunan bu isimleri, "3. kongre" için Ekim 1986'da Lübnan'daki Helvi kampýna çaðýrdý. (Daha sonra Helvi kampýna, 28 Mart 1986'da Þýrnak'ýn daðlýk kesiminde öldürülen PKK Merkez Komitesi Üyesi Mahsun Korkmaz'ýn ismi verildi)
PKK'nýn Avrupa temsilcilerinden Çetin Güngör gibi bazý isimler, Öcalan'ýn bu ani davetinden kuþkuya kapýlarak bu kongreye gitmezken aralarýnda Kesire Öcalan'ýn da bulunduðu önde gelen isimler bu tuzaða düþtüler ve hapsedildiler. Öcalan, yine Marksist terör örgütlerinin yapýsýna uygun olarak hapsettiði bu üst düzey yöneticilerden "öz eleþtiri" istedi. Günlerce tutuklu kalan bu isimler yüzlerce sayfalýk öz eleþtirilerini yazdýlar. Örneðin Merkez Komite üyelerinden biri tam 930 sayfa öz eleþtiri yazarak, "Ben bir siyasi fahiþeyim." dedi. (Bu tabiri daha sonra Binbaþý Ahmet Cem Ersever, Kuzey Iraklý Kürt liderlerden Celal Talabani için kullandý).
Ýlginçtir, Abdullah Öcalan'ýn karýsý Kesire Öcalan da 300 sayfaya ulaþan bir öz eleþtirisini yazdý. Ancak, bu öz eleþtirisinde bazý hatalarýný kabul etmekle birlikte Teröristbaþý'nýn karþýsýnda en baþý dik duran da o oldu.
Sonuçta Öcalan bütün bu önde gelen isimlerin "rütbelerini" söktü, diðer anlamýyla bunlarý tasfiye etti. Bu isimlerin yerine ise daha sonra büyük katliamlar gerçekleþtirecek olan Halil Kaya, Þah Ýsmail Al, Þemdin Sakýk, Nizamettin Taþ, Halil Ataç, Haydar Altun, Þahin Balýç, Cemil Iþýk, Þehmus Yiðit, Müslüm Durgun ve Cihangir Hazar gibi isimleri getirdi. Bunlarý "eyalet komutaný" yaptý. Aslýnda, PKK'nýn en baþta bölge halkýna zarar veren vahþet düzeyindeki katliamlarý iþte bu "eyalet komutanlarý"nýn dönemiyle baþladý.
Öcalan, 3. kongredeki konuþmasýnda, "En kýsa zamanda asker sayýmýzý 10 binden 50 bine çýkaracaðýz." dedi. Örgütün terör eylemlerini yürütecek silahlý güçlerini oluþturan Kürdistan Halk Kurtuluþ Ordusu anlamýna gelen ARGK bu kongrede kuruldu.
Rütbeleri sökülenler de yine örgütün iç iþleyiþine uygun olarak örneðin "er" statüsüne indirilip yeni atanan bir "komutan"ýn yanýnda göreve gönderildiler. Kesire Öcalan da böyle bir görev için Avrupa'ya gönderildi; ama gidiþ o gidiþ oldu. Kesire, bu tarihten sonra PKK'nýn "ölüm listesi"nin en baþýnda yer aldý. (Kesire Öcalan, PKK'nýn eski Avrupa sorumlusu Hüseyin Yýldýrým ve Merkez Komite eski üyesi Mehmet Cahit Þener, örgütten kopmalarýndan sonra Vejin (Diriliþ) örgütünü kurdular).
PALME SUÝKASTÝ
PKK'nýn Avrupa temsilcilerinden Çetin Güngör, Öcalan'ýn tuzaðýna düþmeyen isimlerden biriydi. 3. Kongre'ye katýlmak üzere Bekaa Vadisi'ne gitmedi. Ama Öcalan'ýn onu affetmesi mümkün deðildi. Ýsveç'te bulunduðu sýrada bir sinema salonunda kafasýna sýkýlan kurþunlarla öldürüldü.
Ýsveç'te daha çok Kemal Burkay yönetimindeki ýlýmlý sayýlabilecek Kürt gruplar üslenmiþti. O tarihe kadar PKK yandaþlarý da rahatlýkla bu ülkede kalabiliyordu. Ancak Çetin Güngör cinayeti ve onu izleyen bazý þiddet hareketleri Ýsveç Baþbakaný Olof Palme'nin dikkatini çekmeye baþladý.
Palme, Ýsveç güvenlik birimlerine talimat vererek, Kemal Burkay ile baðlantýlý olan Kürt gruplar dýþýndakilere sert tavýr gösterilmesini istedi. Ýsveç polisi Kemal Burkay ile de baðlantý kurarak, PKK yandaþlarýna karþý sert önlemler aldý. Bir kýsmýný tutukladý, bir kýsmýný da sýnýr dýþý etti.
Palme bu talimatýyla Öcalan'ýn ölüm listesine de girmiþ oldu. 28 Þubat 1986 günü eþiyle birlikte sinemaya gitmiþti. Sinema çýkýþýnda evine doðru yürürken bir PKK militanýnýn kurþununa hedef oldu.
Palme suikastýnýn ardýndan yalnýzca Ýsveç polisi deðil, Türk güvenlik birimleri de araþtýrma yaptý. O tarihlerde Avrupa'dan Bekaa Vadisi'ne gelen "Faruk" ismindeki PKK elemaný için Öcalan görkemli bir karþýlama yapmýþtý. Belli ki, iyi bir iþ baþarmýþtý. Birçok örgüt mensubunun ifadesinden sonra bu esrarengiz Faruk'un eþkali ile Ýsveç polisinin elindeki bulgular örtüþüyordu. Bu sebeple Türkiye elde ettiði bu bilgileri Ýsveç'e iletti. Ancak Ýsveç polisi baþta olmak üzere hiç kimse bir daha bu militanýn izine rastlayamadý.
Öcalan, muhtemelen yine ayný yöntemi denemiþti. 1979'da kendisine rehberlik yapýp Suriye'ye oradan da Lübnan'a geçiren Ethem Akçan'ý bir bahaneyle ortadan kaldýrttýðý gibi, Palme suikastçýsý Faruk'un da görevini yapmasýndan sonra yaþamamasý gerekiyordu. Türk ya da Ýsveç polisinin eline geçmesi halinde, bu PKK için hiç de iyi olmayacaktý.
Öcalan, Ýmralý duruþmalarýnýn ikinci gününde, hakimlerin Palme suikastý ile ilgili sorularýna þu cevabý verdi: "Avrupa'da PKK provokatif bir biçimde þiddet eylemlerine karýþtýrýldý. Olof Palme olayýnda da bunun etkisi vardýr. O dönemde PKK'nýn Avrupa temsilcisi Ali Çetiner'dir. Kendisi Ýsveç polisi tarafýndan yakalandý. Ýsveç ve Alman polisi ile birlikte çalýþtýðý kanýsýndayým. Yayýn organlarýnda 'PKK üyesiyim' diyerek bu konuda yazýlar yazan Olof Palme'yi eleþtiren Hüseyin Yýldýrým'dýr. Kendisi dýþ iliþkiler sorumlusuydu. Olof Palme'yi tehdit ediyor, 'Baþýna gelecekleri görürsün.' þeklinde sözler sarf ediyordu. Bunlar bana raðmen yaþanan çeliþkilerdir. Böyle bir emri ben vermiþsem yayýnlanmasýný istedim: Ancak herhangi bir yayýnlanma olmadý. Bu bakýmdan, benim herhangi bir ilgim yoktur. Örgütten ayrýlan PKK Vejin örgütü mensuplarý bu cinayeti iþlemiþ olabilir. Vejin örgütü benden ayrýlan Kesire Öcalan, Hüseyin Yýldýrým ve yakýnlarýnýn oluþturduðu bir örgüttür. Bunlarýn geliþtirmek istediði bir gruptur. Daha çok yurt dýþýnda faaliyette bulunuyorlar. Bazýlarý da Kuzey Irak'ta faaliyet göstermiþ olabilir..."
Oysa Öcalan'ýn ölüm emrinden kaçan Kesire Öcalan ve PKK'nýn eski Atina temsilcilerinden Avukat Hüseyin Yýldýrým gibi isimlerin Olof Palme'yi öldürmeleri için bir sebep bulunmuyordu. Çünkü bu isimler Ýsveç'i bir sýðýnak olarak kullanýyorlardý. |